Kitap: Son Ada
Yazar: Zülfü Livaneli
Yayınevi: Remzi Kitabevi
Yazının uzunluğundan korkup kaçmaya yeltenenlere sesleniyorum: Bu kitap mutlaka okunması gerekenlerden.
Uzun zamandır bu hızda kitap okuduğumu sanmıyorum. Son zamanlarda ya çanta değiştirip kitabı evde unuttuğumdan ya da o ara okuyamadığımdan kitapları sık sık yarım bırakır oldum. Sonrasında baştan başlamak da zor gelip, kitap bitiremez hale gelmiştim. Bir süredir "bunu kesin bitireceğim" diye başka kalın bir kitap okuyorum ama kitap 500 küsür sayfa olduğundan ve yanımda taşıyamadığımdan bu süreçte ince ve cep kitap olmasından dolayı Son Ada'ya da başladım. 2 günde bitmesini beklemiyordum.
Livaneli'yi hem görüş hem de müzikleri açısından hep çok beğenmişimdir ancak bu okuduğu m ilk kitabı. Bu eksikliği hissettiğim için seçmiştim bu kitabı. İlk olarak Yaşar Kemal'in önsözü ile başlayan kitap beni oradan bir vurdu. Sonrasında ise konusuyla hızlıca sardı sarmaladı zihnimi. Az önce son sayfasını okudum ve koşarak yazmaya karar verdim.
Son ada, ana kara ile bağlantısı haftada bir gelen vapura bağlı olan, normal hayattan kaçıp yerleşmiş 40 evin bulunduğu huzur içerisinde bir yer. İnsanlar tembel ve mutlu bir yaşamda doğa ile iç içe yaşıyor yıllardır. Ancak amatör yazarımızın(onun elinden çıkmış gibi anlatılıyor) anlatmak istediği kötü bir hikayesi var, pişmanlık ve umutsuzluk dolu. Bu konuda uyarıyor başından beri bizi.
İsimler yok, kapı numaraları ya da lakapları ile bahsediliyor herkesten. Bana yakın zamanda tekrar çekilmiş olan The Prisoner dizisini anımsattı ufaktan bu boyutu ile. Orada da yönetimi, kuralları eleştirir bir havası vardı dizinin. Biraz da The Village hissiyatı var, dünyaya kapatılan kulaklar, toplumdan kaçış, küçük bile olsa toplumdaki kötülüklerin ve iyiliklerin kendini gösterişi.
Konusunu anlatıp büyüsünü bozmayacağım :) Neden güzel? İnanılmaz bir eleştiri var kitapta, ülkemizin geçmişine dokunan, hatta anlatılan kişilerin gözünüzün önünde belirebileceği kadar net eleştiriler. Hem insanların ve toplumun ayrı ayrı psikolojilerini, nasıl yönlendilip koyun sürüsü gibi yoldan çıkarıldıklarını ve mantıklı ve sağlam düşünen insanların sesini çıkarsa da koyunları uçurumdan atlamadan kurtaramadıklarını. Muhteşem tespitleri olan, insanın midesinde bir taş etkisi yaratan bir kitap. "Ah ben bunları biliyorum!" diyerek can sıkmasının yanında, düşüncelere dalmanıza sebep olabilir uzun süre. Ben "Başkan"lar olmadan da öyle martılarla dolu, huzurlu bir ülke olabileceğimizi sanmıyorum bu vadeden sonra ancak, neden, nasıl bu hale geldik çok güzel bir inceleme. Bu kadar uğraşılmasına rağmen Son Ada'nın elden gidişi, biraz umutsuzluk da kaynağı. Livaneli nasıl kaybettiklerini anlatmış, nasıl kazanırlardı sorusunu iseokura bırakmış. Her şey olup bittikten, işler sarpa sardıktan sonra "biz nerede yanlış yaptık" sorusunun cevabının nasıl karıştığını gösterdiği için, toplum hafızasına çok güzel bir yerden dem vurmuş. "Savaşı kimin başlattığı, kimin haklı olduğu gibi mantık yürütmeler, boğucu hale gelen korku ve nefret ikilisi karşısında bütün anlamını yitirmişti. Herkes intikam istiyordu. Korku nefreti, nefret korkuyu besliyordu."
Sürekli demokrasi ve medeniyeti kullanan "Başkan" kişiliklerinin bunu ne şekilde kullandığını o kadar net görmek, sinirlerini geriyor insanın.
Kitabı halktan kahramanın dilinden vermeye çalışırken bunu sürekli belirtmesi, bazı yerlerde can sıkıcı olmuş, bunu söylemem gerek. Bir defa söylediğinde de yazan kişinin kendine güvensiz ve çekingen tavrı belli olmuştu. Karakterlerden en dikkat çekicisi bence Lara. Sessiz, çekingen karakterin zamanla nasıl bağırdığını, isyan ettiğini görmek, olayların gidişatında en değerli ilerleyişlerden. Yazar ise Livaneli'nin kendisi olabilir ya da Yaşar Kemal. İsyanı öylesine tanıdık ve gerçek bir tınıda ki...
Eline diline sağlık Livaneli, bir kez daha hayran kaldım sanatçı ve aydın kişiliğinin yansımasına.
Sözün özü: Mutlaka okunmalı! Çıtır çerez gibi okunup, en ağır yemek etkisi yaratıyor. Aklınızda çok sağlam bir yer edineceği kesin.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder