Marion Cotillard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marion Cotillard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ağustos 28, 2012

Film Günlüğü: La Mome

La Mome (2007)
#1054
Yönetmen: Olivier Dahan
Oyuncular: Marion Cotillard, Sylvie Testud

Bahsetmemişimdir burada, biyografilere karşı inanılmaz bir zaafım var. Bambaşka hayatları, seçimlerini, hikayelerini izlemek, ayrı bir keyif veriyor bana. Bir de bu inanılmaz hikayelerin gerçek olduğunu bilmenin tadı ise bambaşka, etkisi bir kaç katına çıkıyor sanki. Bu nedenle de bu filmlerin/kitapların yeri bende ayrı.

Bu filmlerden biri olan La Mome, bir başka adıyla La Vie En Rose, Edith Piaf'ın hayatını anlatan Oscar ödüllü bir film. Filmi izledikten sonra diğer adayları bilmememe rağmen Marion Cotillard'ın almasını canı gönülden istediğimi ve aldığında kendim ödül almışcasına mutlu olduğumu söylemem gerekli. The Dark Knight Rises'daki biraz zorlama rolü haricinde şu ana dek beni oyunculuğuyla gerçekten etkilemiş biri, favorilerimden.

Fransız bir oyuncu için Edith Piaf'ın hayatını oynamak ve bununla uluslararası ödül almak bir ayrıcalık olsa gerek. Hikayesi gerçekten olağandışı Edith'i o kadar var etmiş, o kadar ona bürünmüş ki Cotillard, etkilenmemek elde değil, hakkını veriyor gerçekten. Yaşlılık sahneleri, en çok eğlendiği anda bile sürekli üzerindeki o hüzün hali, makyajı, mimikleri ile eksiksiz bir karakter oluşturulmuş. Karışık hikaye anlatımına rağmen Edith'in en önemli anlarını anlamaya yardımcı oluyor ve karakterini oluşturan tüm taşları ortaya döküyor. Mikrofonun önünde devleşmesi, şarkı söyleyerek var olması etkileyici bi kaç noktası sadece hikayenin, düşüşü, hayatını giderek mahvedişi bambaşka bir köşesi.

Hikayesi o kadar etkileyici ki, bittiğinde yumruk yemiş gibi oluyorsunuz. İnanılmaz bir yeteneğin acı hayatı, en büyük düşüşleri, henüz 40 küsüründe iken 60 gibi göstermesi... Hikayesini hiç bilmeyenleri buradan sonraki spoiler içerikleri konusunda uyarmadı demeyin: Gerçekten filmi izlerken hayatının aşkı, zamanının en ünlü boksörü Marcel'in ölümünü öğrendiği sahne beni o kadar etkiledi ki, Oscar alırken o sahne geldi gözlerimin önüne, işte bu sahne dedirtti bana çıtayı o kadar yükselten. Filmin tamamında oyunculuk harika, ama bir o sahne bir de Je Ne Regrette Nien'i ilk söylediği an insanın midesinde bir taş gibi kalıyor. Marion Cotillard da çok etkilenmiş olmalı ki geçtiğimiz yıl doğan oğlunun adını Marcel koydu :)

Aynı zamanda senaryoda da parmağı olan Oliver Dahan sahneleri birbirine karmaşaya rağmen bağlama ve hikayeyi en iyi şekilde anlatma konusunda başarılı, özellikle Piaf'ın hislerini atmosfer ile birleştirerek görselleştirme, yakın çekimleri ve çevresinin gözünden de gösterme konusunda gayet iyi. Cotillard olmasa bu kadar etkileyici olur muydu, ondan emin değilim.

Filmin müziklerinden bahsetmeye gerek yok, Edith Piaf'ın hayatından bahsediyoruz :) Film bittikten sonra en az 1 hafta Edith Piaf dinleyeceğiniz konusunda uyarımı da yapayım! Milord'u kaç defa dinlediğimi sayamamıştım ben şahsen, Je Ne Regrette Nien'i hiç sayamam.

İzlettiğim insanlar tepki gösterdiler filmin etkisi nedeniyle bana, çok mutlu bir film olmadığını belirtmek gerekli ama böylesi bir hikayeyi izlememek gerçekten büyük eksiklik olurdu.

IMDb Puanı: 7.6
Helin'in Puanı: 8.2 (Puanın çoğu Marion'a!)

Buyrunuz fragman, maksat biraz ne anlattığım gözünüzde canlansın;




Cumartesi, Ağustos 21, 2010

Film Günlüğü: Inception

Inception (2010)
#1087
Yönetmen: Christopher Nolan
Oyuncular: Leonardo DiCaprioJoseph Gordon-LevittEllen PageKen WatanabeMarion Cotillard


Bu filmi anlatmaya nasıl başlayacağımı bilemiyorum açıkçası. Ve nasıl bitirmeyi başaracağımı da.


Filmin yönetmeninin Christopher Nolan olması heyecanlandırmaya yetmişti. Bunun üzerine yaz yaz bitmeyen sağlam oyuncu kadrosuysa filmin tadını tamamlayan baharat çeşnisi olmuş açıkçası. 


Leonardo Di Caprio'ya söyleyecek lafım tükenmiş durumda çünkü beni her filmde biraz daha inandırıyor oyunculuğuna. Bundan sonra ilk izleyeceğim film sinemada gidemediğim Shutter Island olacak. Bu filmde herkes muhteşem olsa da benim ilgimi çeken Juno'da bayıldığım Ellen Page'in varlığı ve kesinlikle favori bayan oyuncum olma yolunda ilerleyen Marion Cotillard oldu. Jeux d'Enfants filminden beri yakın takibindeyim ve her defasında beni hayran bırakıyor. 


Filmden çıktığımda beklediğim yumruk etkisini yaşamadım, daha çok beni düşünceler alemine sürükledi diyebilirim. Tam olarak oldukça küçükken izlememe rağmen hayran kalmış olduğum Memento ve çok geç izleme hatası yaptığım The Dark Knight'taki gibi (Prestige'i halen izlemediğimi de burada itiraf ediyorum). Gerçek ve düş arasındaki sınırı uyandığı ilk anlarda genellikle çizemeyen ve çok fazla rüya gören biri olduğum için, sorgulanacak çok şey geçmiş oldu film sonrasında elime. 


Rüyalarımı manipule edip, uyanıp tekrar uyumak suretiyle onları değiştirmeye çalışırım çoğu zaman. Fakat buna rağmen çoğu rüyamın beğenmediğim ilk sonu daha çok yer eder bende, değiştirdiğim yeni versiyonundan ziyade. Bu nedenle rüyalarımızın sadece bilinçaltı yansıması mı olduğu yoksa bizim de rüyalardan etkilenip etkilenmediğimiz düşünceleri aklımı kurcalıyor. Kanımca "Başlangıç"ın gerçek olma şansı var. Rüyalarımızdan etkilenip, hayatımızda değişiklikler yapıyor olabiliriz. Fakat o kadar yumurta-tavuk problemi ki bu durum, ne kadar düşünsem, kesin bir şey söyleyemiyorum. Rüyalar, kaçışımız, korkumuz, rahatladığımız ve kendimizle karşılaştığımız yerler. Biraz daha fazla hatırlayıp, biraz daha içlerine girebilmek isterdim bu sınırı olmayan dünyaların. Bu kadar rüyaların ruhunu anlayan, oraya sakladığımız aşklarımızı, nefretlerimizi, hislerimizi bunca aksiyona rağmen hiç ıskalamadan derin derin anlatabilen bir film olması sayesinde, eksik bulamıyorum. Sadece rüyalara ve Christopher Nolan'ın anlatım gücüne biraz daha hayran oluyorum.


Sonu ise, tam bir şaheserdi. Ben ne kadar optimist olsam da, çelişkilerle boğuştum kapanıştaki depresif müzik nedeniyle. Saatlerce yorum yapılabilecek nitelikte, sadece ne hissettiğinizle sizi memnun edecek çözümü bulabileceğinize inanıyorum. Benim sonum mu? Bana kalsın :)


Aksiyon sahneleri zaten aklımı başımdan aldı, buna rağmen bu kadar dolu, bu kadar derin bir film... Öncelikle uzun süredir takip ettiğim için inanılmaz büyük bir beklentiyle gittim filme. Vizyona girdikten 2 hafta sonra gittiğim için de beklentim ve sabırsızlığım artmıştı. Buna rağmen beklentilerimin üzerindeydi film. Hayran kaldım, ve puan kıracak bahane bulamadım, aramak da istemedim.


Ne yazdım ama! Daha da yazasım var ama! Neyse :)


Helin'in puanı: 9.8
IMDB Puanı: 9.0

Bir de bunlar var;

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...