Koşturmaca içerisinde yaşarken, yaşamak için verilen molalarda aklımdan geçenler... Günlük tatiller benim için.
Jack Nicholson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jack Nicholson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Perşembe, Haziran 24, 2010
Film Günlüğü: One Flew Over the Cuckoo's Nest
One Flew Over the Cuckoo's Nest (1975)
#591
Yönetmen: Milos Forman
Oyuncular: Jack Nicholson, Louise Fletcher, Danny DeVito, Christopher Lloyd,
Filmin tagline'ı her şeyi anlatıyor aslında: "If he's crazy, what does that make you?"
Bu film bittiğinde aklımdan geçen, ve takılı kalan kelime: stunning
Başka bir şekilde anlatmam mümkün olmaz sanırım. Deli olmadığına inanarak izlediğim R.P. McMurphy, sadece hapishaneden yırtmak için orada gibi görünse de, diğerlerinin dış dünyaya karşı olan cesaretsizliğini keşfettikçe, onlara enerji veriyor. Ama bence, tüm o şok edici finale sebep olan uyuyakalış, orada, delilerin arasında kendisini mutlu, huzurlu ve serbest hissettiğini gösteriyor.
Her bir hastanın karakteri, birbirleriyle etkileşimi süper işlenmiş. Biraz sakin, biraz deli dolu izledikten sonra filmi, acı içinde, özgürlük içinde bırakıyor insanı, gerçek deliliği sorgulamak için.
Acaba bunca kural koyarak hayatımıza, her şeyi, herkesi aynı kalıba sokmaya çalışan biz "deli olmayanlar" mı deliyiz aslında acaba da, içinden geldiği gibi davranan, hayal dünyasında yaşayanlar mı dışarıda olması gerekenler? Böyle sorularla, ekrana bakakalıp tamamladım filmi, bir şey çöktü içime, bir yanım hafifledi, o son, muhteşem kaçış sahnesini izlerken.
Sonuç: Bu kadar geç izlemekle büyük hata etmişim, tam bir efsane! Portfolio ahalisinden izlemeyenler öne çekmeliler bu filmi. Ama halen Shawshank Redemption favorim..
Bu nedenle:
IMDB Puanı: 8.9
Helin'in puanı: 9
İzleyenler için son not: Afiş muhteşem değil mi sizce de?
Çarşamba, Haziran 23, 2010
Film Günlüğü: The Departed
22 Haziran
The Departed (2006)
#1049
Yönetmen: Martin Scorsese
Oyuncular: Jack Nicholson, Leonardo Di Caprio, Matt Damon
Bu film de her zamanki üşengeçliğimin kurbanı listede bekliyordu sırasını. Aksiyon alma vakti gelince, ilk ona verdim bu şansı.
Leonardo Di Caprio'nun toyluk dönemini nasıl atlatıp gerçek bir oyuncu olduğunu Blood Diamond filminde görmüş, hayran kalmıştım. Martin Scorsese gibi usta bir yönetmenin onda bu kadar ısrarcı olmasından da anlamak gerekli. Jack Nicholson, tüm hayranlığıma rağmen Frank Costello rolüyle beni bir kez daha şaşırtmayı başarıyor, iyi oyunculuğuna. Bir defa daha tam bir deli olduğunu düşünüp, tekrar bayılıyorum bu adama. Matt Damon'a karşı ise garip bir sevememe durumu yaşıyorum. Çok iyi bir oyuncu, rolleri üzerine inanılmaz yakıştırıyor, o tedirgin haller, bazı durumlarda kendisini düşünerek başkalarını sattığı anları karaktere yedirişi. Anthony Minghella'nın The Talented Mr.Ripley'inden beri çok güzel kotardığını gördüm hep bu rolleri. Ama nedense, bir şeyler eksik, bulamıyorum. Hep filmin renksiz görünen ama aslında her şey başının altından çıkan silik karakterlerine ısınamıyorum. Belki de tüm amaçladığı da budur aslında.
Film uzun, sıkıcı bir uzunluk değil ama filmi izlerken o kadar çok olay olmuş, zaman geçmişti ki, daha filmin yarısında olduğumu gördüm. Sonunda biri diğerini yenecek gözüyle bakarak izlediğim için, haksızlık etmiştim filme. Şaşkın, dumur olmuş ama filmden inanılmaz keyif almış bir şekilde kalakaldım ekran karşısında. Hak verdim aldığı ödüllere. Mark Wahlberg'in karakteri tüm resmi tamamlıyor, kitabı kapatıyor sanırım.
Martin Scorsese bu film ile Best Achivement in Directing Oscar'ını almıştı, helal olsun.
Bir wouw! filmi olamadı benim için ama, sevdim, oyunculuklar, yönetmenlik başarısı ile gerçekten yer etti bende.
IMDB Puanı: 8.5 (Top 250: #51)
Helin Puanı: 9
The Departed (2006)
#1049
Yönetmen: Martin Scorsese
Oyuncular: Jack Nicholson, Leonardo Di Caprio, Matt Damon
Bu film de her zamanki üşengeçliğimin kurbanı listede bekliyordu sırasını. Aksiyon alma vakti gelince, ilk ona verdim bu şansı.
Leonardo Di Caprio'nun toyluk dönemini nasıl atlatıp gerçek bir oyuncu olduğunu Blood Diamond filminde görmüş, hayran kalmıştım. Martin Scorsese gibi usta bir yönetmenin onda bu kadar ısrarcı olmasından da anlamak gerekli. Jack Nicholson, tüm hayranlığıma rağmen Frank Costello rolüyle beni bir kez daha şaşırtmayı başarıyor, iyi oyunculuğuna. Bir defa daha tam bir deli olduğunu düşünüp, tekrar bayılıyorum bu adama. Matt Damon'a karşı ise garip bir sevememe durumu yaşıyorum. Çok iyi bir oyuncu, rolleri üzerine inanılmaz yakıştırıyor, o tedirgin haller, bazı durumlarda kendisini düşünerek başkalarını sattığı anları karaktere yedirişi. Anthony Minghella'nın The Talented Mr.Ripley'inden beri çok güzel kotardığını gördüm hep bu rolleri. Ama nedense, bir şeyler eksik, bulamıyorum. Hep filmin renksiz görünen ama aslında her şey başının altından çıkan silik karakterlerine ısınamıyorum. Belki de tüm amaçladığı da budur aslında.
Film uzun, sıkıcı bir uzunluk değil ama filmi izlerken o kadar çok olay olmuş, zaman geçmişti ki, daha filmin yarısında olduğumu gördüm. Sonunda biri diğerini yenecek gözüyle bakarak izlediğim için, haksızlık etmiştim filme. Şaşkın, dumur olmuş ama filmden inanılmaz keyif almış bir şekilde kalakaldım ekran karşısında. Hak verdim aldığı ödüllere. Mark Wahlberg'in karakteri tüm resmi tamamlıyor, kitabı kapatıyor sanırım.
Martin Scorsese bu film ile Best Achivement in Directing Oscar'ını almıştı, helal olsun.
Bir wouw! filmi olamadı benim için ama, sevdim, oyunculuklar, yönetmenlik başarısı ile gerçekten yer etti bende.
IMDB Puanı: 8.5 (Top 250: #51)
Helin Puanı: 9
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

