Yönetmen: Gus Van Sant
Oyuncular: Matt Damon, Frances McDormand, John Krasinski
32. İstanbul Film Festivali'ndeki 2. filmim Gus Van Sant'ın Promised Land'iydi. Büyük bir doğalgaz firmasının parlak satış görevlisi, firmasının arazilerinden kaya gazı çıkarmak istediği küçük bir kasabaya geldiğinde hayatını değiştiren olaylarla karşılaşır. Konusundan da belli olduğu gibi, büyük şirketler ile küçük kasaba insanlarının savaşı üzerine bir film. Senaryonun başrol oyuncuları Matt Damon ve John Krasinski tarafından yazıldığını atlamamak gerek.
Parlak satışçımız Steve Butler (Matt Damon) ve ortağı Sue (Frances McDormand) kasabaya geldiklerinde işleri beklediklerinden de kolay gidiyor, çünkü herkes gerçekten çocuklarının geleceği için paraya ihtiyaç duymakta ve kasabada işler pek yolunda değil. Ancak - dünya tatlısı 88 yaşındaki - Hal Holbrook'un karakteri Frank Yates ortalığı doğru soruları sorarak biraz karıştırıyor, işin risklerinden bahsediyor, hem de kasabayı bir oylamaya sürükleyerek işleri zorlaştırıyor. Bu esnada bunu duyan bir çevreci kente gelerek, Steve'in işini daha da zorlaştırıp kötü adam durumuna sokuyor.
Matt Damon oldukça gerçekçi bir portre çiziyor, yaptığı işe inandığı için iyi olan bir karakter Steve. Oturmayan şey, Steve bir idealist ve ilk sahnelerde görünene göre bunda çok iyi ama nedense bir zorlukla karşılaştığında yaptığı savunduklarının arkasında durmak yerine ben kötü adam değilim diyip durmak ve soru sorulduğunda cevap verememek. Kendine hiç güvenmiyor ve biraz batıyor göze. Bu kadar ne yaptığını bilmeyen bir idealist olur mu sorusunu sormadan edemiyor insan. Bu yüzden karakterin gelişiminin daha iyi olabileceği hissi yaratıyor. Frances McDormand rolünde gayet muhteşem ama az görünüyor, John Krasinski de öyle. En azından daha ne yaptıklarını biliyor gibiler.
---- Bu kısım sürpriz bozan içeriyor, dikkat ----
Özellikle filmin sonunun pek inandırıcı olmadığı söylemem gerekli. Limonata sahnesi aslında oradaki insanları çok güzel anlatan sade ve net bir sahne kesinlikle ama yine de iyi kalpli saf Steve, kötü kalpli şirket olayının bu kadar abartılı gösterilmeye çalışılması, yapılmak isteneni ucuzlatmış. Bu da filmi çok iyi bir eleştiri yapabilecekken, biraz havada bırakmış. Yaşasın iyilik kazandı, bak bir adamın değişmesi neler yaptı! bu gerçekçi konuya fazla Hollywood olmuş, çok daha iyi bir drama olabilirdi. Bi de o kızla olan kıvılcımı da ben mi göremedim sadece? Sözün özü, filmin son 10 hollywood dakikası, tüm güzelliğini mahvediyor.
---- Tehlike geçti, okumaya devam ----
Konusu güzel ve güncel, izlemesi keyifli. Sonunda ne olacağını merak ettiriyor, sıkılmadan izlenebilir bir film. İzlemek şart mı, pek değil.
IMDb Puanı: 6.4
Helin'in Puanı: 6.3


