Bradley Cooper etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bradley Cooper etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ocak 29, 2014

Film Günlüğü: American Hustle

American Hustle (2013)
Yönetmen: David O. Russell
Senaryo: Eric Warren Singer, David O. Russell
Oyuncular: Christina Bale, Amy Adams, Bradley Cooper, Jennifer Lawrence

Yılın en çok konuşulan filmlerinden biriyle karşınızdayım. Sinemada izlediğim Gravity dışında geleneksel Oscar seyirlikleri maratonuma da başlamış oldum. Mart ayına kadar tüm açıklarımı kapatıp, Oscar'ların tadını çıkarabilmek planım, aksi takdirde kimi tutacağını bilmeden eğlencesi çıkmıyor. Gravity ile ilgili yazımı da bu maraton arasına sıkıştırmayı planlıyorum bir süre sonra.

Gelelim David O. Russell'ın American Hustle'ına. The Fighter ile radarımıza giren Russell, geçtiğimiz yıl içten ve samimi romantik komedisi Silver Linings Playbook ile parlamıştı. Aldığı bir çok olumlu eleştiri sonrasında da Jennifer Lawrence'a Oscar ödülünü getirmişti. Bu yılki filminde de yine Lawrence ve Cooper'la çalışıyor gözde yönetmen hem de bu defa The Fighter'dan Amy Adams ve Christian Bale'i de kadrosuna ekleyerek.

Baş kahramanımız Irving Rosenfeld (Bale) kendi dünyasında başarılı bir düzenbaz. Bir partide tanıştığı Sydney(Adams)'e aşık oluyor ve hem aşk hem iş ortağı haline geliyorlar. Ancak genç ve hırslı FBI dedektifi DiMaso (Cooper)'a yakalanınca kendilerin kurtarmak için işbirliği yapıp FBI ile birlikte politikacıların peşine düşüyorlar.

American Hustle 70'lerden bir hayatta kalma hikayesi.  Hikayenin kahramanları olduklarından başka biri gibi davranarak hayatta kalmaya çalışıyor. Çok güzel, iyi yönetilmiş, etkileyici kamera çekimleri olan, kaliteli oyuncu kadrosuna sahip bir film. Kesinlikle sıkmıyor, keyifle izleniyor. Konusu biraz fazla Hollywood-vari, federaller ve zeki suçlular ile, ama işlenişi güzel. Bu türün en heyecanlı, en sürprizli örneği olmadığı kesin, (The Departed diye bi' film varken o biraz zor) ama farklı bir bakış açısı getirdiği de bir gerçek.

Oscar ödüllerinde tüm kadroya adaylık sağlayacak kadar karakter odaklı bir film American Hustle. Aksiyondan çok karakterleri odağına aldığı için, onların dertleri, birbirleri ile ilişkileri başrolü oynuyor. Her filmde farklı kiloda karşımıza çıkmasıyla ünlü Christian Bale, bu seriye bir de düzenbaz Irving Rosenfeld'i eklemiş. Christian Bale gibi yakışıklı bir adamı kel ve göbekli görmek pek sevimli olmasa da karakteri başarıyla canladırıyor, Irving çelişkileri ve çakallıklarıyla oldukça gerçekçi bir karakter olarak karşımızda. Bale'in en iyisi mi, ondan emin değilim, Oscar'larda adaylığına kesinlikle şikayet etmesem de paramı ona yatırmıyorum. Normalde hep sevimli rollerde görmeye alıştığımız Amy Adams ise bu defa seksapelini kullanan, yırtmaya niyetli bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Adams hem oyunculuğu hem de derin göğüs dekoltesi ile ilgiyi kendisine çekse de Irving'in çirkef karısı olarak Jennifer Lawrence o kadar parlamış ki, ekrana girdiği her sahneyi çalıyor. Kaprisleri, evde kendi kendine şarkı söyleyişi, ilgi arsızlığı, kuyruğuna basılınca yapabilecekleri ile en akılda kalan sahneler onun. Sevmemek imkansız gibi. Bradley Cooper'ın keyifli sahneleri olsa da çok etkilendiğim bir oyunculuğu yok açıkçası. SLP'de ne kadar beğendiysem kendisini o kadar umrumda olamadı.

Ne güzel bir sahnesin sen, o ne güzel dialoglar...

American Hustle ile yetenekli bir kadro ve iyi düşünülmüş, karakter odaklı bir senaryo ve hızlı bir kurgu var karşımızda, sıkılmanız olası değil. Beğendim, izlerken çok keyif aldım, tekrar izlemek isterim. Kaliteli dialogları ve etkileyici sahneleri ile David O. Russell senarist ve yönetmen olarak kalitesini konuşturmuş. Bir yandan da abartıldığı kadar var mı sorusu herkesin aklında, benim cevabım hayır. Filmden çıktığımda American Hustle'ın bu yılın Argo'su olduğunu düşündüm. Ben açıkçası 10 yıl sonra baktığımızda Argo'yu 2012'de çekilenler arasında tavsiye edeceğimiz ilk filmler arasında göremiyorum. Televizyonda defalarca verilecek, genel bir beğeni toplayacak ama bir başyapıt değil. Kaliteli bir film. Yılın en iyi filmi? Pek değil. Burada da benzer bir durum var sanki. Bir yandan da Silver Linings Playbook'un hala daha iyi bir film olduğunu düşünüyorum. American Hustle'da SLP'deki ruh yok sanki, çok fazla çaba/para harcanmış gibi kategori atlamak için ama sonunda biraz karmaşa yaratmış perdede, bir şeyler eksik kalmış. İzlediğinizde eminim ki neden bahsettiğimi anlayacaksınız. Bu film kesinlikle kötü demek olmasa da, bekleneni vermedi benim için. Daha az beklenti ile çok daha keyif alabilirdim sanki.

American Hustle bu yılın mutlaka izlenmesi gereken filmlerinden. Sadece kıyafetleri ve kadrosu için bile hak ediyor seyredilmeyi, ki senaryosu ve komedi/suç ikilisini bir arada bulmanın güzelliği de yanında cabası. Jennifer Lawrence'a biraz daha aşık olmak ve kat ettiği yolu görmek için bile izlenir. Bu yüzden fragman yerine ufak bir JLaw sahnesi ile bitiriyorum yazıyı. Keyifli seyirler!

IMDb Puanı: 7.7
Helin'in Puanı: 7.5




Perşembe, Nisan 04, 2013

İstanbul Film Festivali Günlüğü: The Place Beyond The Pines

The Place Beyond The Pines (2012)
Yönetmen: Derek Cianfrance
Oyuncular: Ryan Gosling, Bradley Cooper, Eva MendesDane DeHaan, Emory Cohen

------------  Sürpriz bozan yok vallahi ama kopya 
verdiysem sorumluluk kabul etmiyorum ------------

Merakla beklemekte olduğum filmlerden biri olan The Place Beyond The Pines, ya da filmi izlememe rağmen çok mana veremediğim Türkçe ismiyle Babadan Oğula, yönetmenin bir önceki filmi olan Blue Valentine'ı izleyenlerin bekleyeceği gibi gerçekçi ve acı bir film. Acıdan kastım duygu sömürüsü ya da arabesk hikayelerden ziyade, genel atmosferi ve senaryosu ile hayatın pek tatlı olmadığını sürekli yüzümüze çarpmasından. 

Film 3 karakterin çevresinde dönen 3 birbirinden farklı kesit gibi. İlk bölümde ana karakterimiz Luke (Ryan Gosling) bir tek gecelik ilişki sonrasında oğlu olduğunu öğrenen bir motorsiklet sürücüsü. Kendi babasının hayatında olmaması nedeniyle pek işleri yolunda gidememiş biri olduğu için, bunu oğlu yaşamasın diye kendine çeki düzen vermeye çalışıyor. Sonrasında da para ihtiyacı yüzünden banka soygunlarına başlıyor. Güzel bir anti-kahraman hikayesi çizerken, serseri ruhu ve soygun aksiyonları, motorsiklet sürüşü ile en heyecanlı bölümü sağlıyor. Filmi ilk gördüğümde Gosling'in Drive'daki karakterine çok yakın olduğunu düşünüp, kendini tekrarlar sanmıştım ama, Drive'daki net ve duygusuz karakterin yerine, kafası karışık ve duygusal bir yeni baba ile karşılaşıyoruz. Ryan'cım yine kendini aşmayı başarıyor. 

İkinci kısım ise onu yakalamaya çalışan tazecik polisimiz Avery (Bradley Cooper) çevresinde dönüyor. Avery'nin bölümü daha etik değerler çevresinde dönüyor, temposu daha düşük ve daha başka bir yönde. Bradley Cooper bence bu bölümü gayet güzel kotarmış, karakterinin çelişkilerini güzel aktarmış. Bu kısımda Ray Liotta'nın oynadığı kötü polis karakteri ise çok tanıdık, denecek söz yok orada :) 

Üçüncü kısım 15 yıl sonraya giderek Luke'un oğlunu merkeze alıyor. Burada Dane DeHaan'ın oynadığı Jason gayet başarılı, inanılmaz değil, ama etkileyici. Takip edilesi bir arkadaş, gelecek gördüm kendisinde. Avery'nin oğlu AJ'i oynayan Emory Cohen sinir bozucu karakterine çok iyi girmişti ve gerçekten sinirimi bozmayı başardı. Şöyle bi sağlam dayak yiyemedi, o biraz içimde kaldı. 15 yılın sonunda Eva Mendes ise resmen çökmüş, gören nine oldu zannedecek. Pek sevmem kendisini, oyunculuğu gayet iyi filmde ama kalbimi de parçalayamadı. İlk defa Avery ile karşılaştığı sahnede onun da yüzünü görebilseydik, o zaman bir adım öne çıkabilirdi, iyi bir fırsat kaçmış bence. 

Film sert, duygusal drama değil daha ziyade sinir bozucu derecede gerçekçi drama. Beklediğimden daha az Ryan Gosling, daha fazla Bradley Cooper vardı, ama şikayet etmeyeceğim tabii bundan. Zira Ryan Gosling kısa sürede pek iyi iş çıkarmış, en etkileyici oyuncluklarından birini izliyoruz. Yıldızı 2011'de 3 iyi film ile gözlerimizi alan Ryan Gosling'i Silver Linings Playbooks ile drama da oynayabiliyorum aslında ben diyerek bu senenin altın çocuğu olan Bradley Cooper'la beraber görmek keyifli. 

Yılın izlenmesi gereken filmlerinden olduğu kesin, kaliteli drama. Ryan Goslin yaptığı açıklama ile bir süre oyunculuğa ara vereceğini söylediği için özlememek adına da izlenebilir. Film biraz uzun (3 film gibi), ama değiyor zamanınıza, bittiğinde kendinizi biraz mutsuz bulabilirsiniz, korkmayın, sakin olun, bir Derek Cianfrance izlediniz. Kötü hissederseniz bir önceki yazımda bahsettiğim Wreck-It Ralph ile moralinizi düzeltebilirsiniz.

Çok konuşmuşum yine, buraya dek okuduysanız, bence izleyin de boşa gitmesin. 

IMDb Puanı: (Bence daha yeterince puanlanmamış ama) 7.8
Helin'in Puanı: 8.0

Fragmansız terk etmem buraları.



Pazar, Mart 17, 2013

İstanbul Film Festivali Güncesi

!f zamanı bir türlü program yapamamış ve istediğim filmleri bu nedenle kaçırmış olmam nedeniyle, İstanbul Film Festivali zamanı gelince aynı hatayı yapmamak adına kimselere sormadan biletlerimi aldım. Elbet film arkadaşlarımdan birini sürüklerim yanımda düşüncesiyle her filme 2şer bilet alarak 5 gün 7 film şeklinde bir program yaptım! :)


Üzücü olan merakla beklediğim Almodovar'ın yeni filmi Los amantes pasajeros'a bilet bulamamak oldu, o kadar ki açılan ek seans başka filmim ile çakıştı :/ En azından beklediğim başka filmlere yer bulabildim. İşte programım:

Promised Land
No One Lives
The Place Beyond The Pines
The Perks of Being a Wallflower
Searching For Sugar Man
I Give it A Year
Dan Skaldede Frisør (Love is All you Need)

Programıma belki Before Midnight'ı da ekleyebilirim, izlemek istesem de, programı abartınca bir kısmına gidemediğim gerçeği ile geçtiğimiz yıllarda yüzleştim (2 haftada 15 filme gidemiyorum, kesin bir şeyler çıkıyor) bu yüzden biraz daha temkinliyim her ne kadar bütün filmlere gitmek gibi bir istek bunu bozmaya çalışsa da bir yandan.

En kötü kısmı ise şu önümüzdeki 2 hafta, biletleri alırken o kadar festival ruhuna bürünüyorum ki, beklemek zor geliyor :) Herkese şimdiden güzel festivaller o zaman! 

Bir de bunlar var;

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...