Ryan Gosling etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ryan Gosling etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Nisan 04, 2013

İstanbul Film Festivali Günlüğü: The Place Beyond The Pines

The Place Beyond The Pines (2012)
Yönetmen: Derek Cianfrance
Oyuncular: Ryan Gosling, Bradley Cooper, Eva MendesDane DeHaan, Emory Cohen

------------  Sürpriz bozan yok vallahi ama kopya 
verdiysem sorumluluk kabul etmiyorum ------------

Merakla beklemekte olduğum filmlerden biri olan The Place Beyond The Pines, ya da filmi izlememe rağmen çok mana veremediğim Türkçe ismiyle Babadan Oğula, yönetmenin bir önceki filmi olan Blue Valentine'ı izleyenlerin bekleyeceği gibi gerçekçi ve acı bir film. Acıdan kastım duygu sömürüsü ya da arabesk hikayelerden ziyade, genel atmosferi ve senaryosu ile hayatın pek tatlı olmadığını sürekli yüzümüze çarpmasından. 

Film 3 karakterin çevresinde dönen 3 birbirinden farklı kesit gibi. İlk bölümde ana karakterimiz Luke (Ryan Gosling) bir tek gecelik ilişki sonrasında oğlu olduğunu öğrenen bir motorsiklet sürücüsü. Kendi babasının hayatında olmaması nedeniyle pek işleri yolunda gidememiş biri olduğu için, bunu oğlu yaşamasın diye kendine çeki düzen vermeye çalışıyor. Sonrasında da para ihtiyacı yüzünden banka soygunlarına başlıyor. Güzel bir anti-kahraman hikayesi çizerken, serseri ruhu ve soygun aksiyonları, motorsiklet sürüşü ile en heyecanlı bölümü sağlıyor. Filmi ilk gördüğümde Gosling'in Drive'daki karakterine çok yakın olduğunu düşünüp, kendini tekrarlar sanmıştım ama, Drive'daki net ve duygusuz karakterin yerine, kafası karışık ve duygusal bir yeni baba ile karşılaşıyoruz. Ryan'cım yine kendini aşmayı başarıyor. 

İkinci kısım ise onu yakalamaya çalışan tazecik polisimiz Avery (Bradley Cooper) çevresinde dönüyor. Avery'nin bölümü daha etik değerler çevresinde dönüyor, temposu daha düşük ve daha başka bir yönde. Bradley Cooper bence bu bölümü gayet güzel kotarmış, karakterinin çelişkilerini güzel aktarmış. Bu kısımda Ray Liotta'nın oynadığı kötü polis karakteri ise çok tanıdık, denecek söz yok orada :) 

Üçüncü kısım 15 yıl sonraya giderek Luke'un oğlunu merkeze alıyor. Burada Dane DeHaan'ın oynadığı Jason gayet başarılı, inanılmaz değil, ama etkileyici. Takip edilesi bir arkadaş, gelecek gördüm kendisinde. Avery'nin oğlu AJ'i oynayan Emory Cohen sinir bozucu karakterine çok iyi girmişti ve gerçekten sinirimi bozmayı başardı. Şöyle bi sağlam dayak yiyemedi, o biraz içimde kaldı. 15 yılın sonunda Eva Mendes ise resmen çökmüş, gören nine oldu zannedecek. Pek sevmem kendisini, oyunculuğu gayet iyi filmde ama kalbimi de parçalayamadı. İlk defa Avery ile karşılaştığı sahnede onun da yüzünü görebilseydik, o zaman bir adım öne çıkabilirdi, iyi bir fırsat kaçmış bence. 

Film sert, duygusal drama değil daha ziyade sinir bozucu derecede gerçekçi drama. Beklediğimden daha az Ryan Gosling, daha fazla Bradley Cooper vardı, ama şikayet etmeyeceğim tabii bundan. Zira Ryan Gosling kısa sürede pek iyi iş çıkarmış, en etkileyici oyuncluklarından birini izliyoruz. Yıldızı 2011'de 3 iyi film ile gözlerimizi alan Ryan Gosling'i Silver Linings Playbooks ile drama da oynayabiliyorum aslında ben diyerek bu senenin altın çocuğu olan Bradley Cooper'la beraber görmek keyifli. 

Yılın izlenmesi gereken filmlerinden olduğu kesin, kaliteli drama. Ryan Goslin yaptığı açıklama ile bir süre oyunculuğa ara vereceğini söylediği için özlememek adına da izlenebilir. Film biraz uzun (3 film gibi), ama değiyor zamanınıza, bittiğinde kendinizi biraz mutsuz bulabilirsiniz, korkmayın, sakin olun, bir Derek Cianfrance izlediniz. Kötü hissederseniz bir önceki yazımda bahsettiğim Wreck-It Ralph ile moralinizi düzeltebilirsiniz.

Çok konuşmuşum yine, buraya dek okuduysanız, bence izleyin de boşa gitmesin. 

IMDb Puanı: (Bence daha yeterince puanlanmamış ama) 7.8
Helin'in Puanı: 8.0

Fragmansız terk etmem buraları.



Pazar, Mart 17, 2013

İstanbul Film Festivali Güncesi

!f zamanı bir türlü program yapamamış ve istediğim filmleri bu nedenle kaçırmış olmam nedeniyle, İstanbul Film Festivali zamanı gelince aynı hatayı yapmamak adına kimselere sormadan biletlerimi aldım. Elbet film arkadaşlarımdan birini sürüklerim yanımda düşüncesiyle her filme 2şer bilet alarak 5 gün 7 film şeklinde bir program yaptım! :)


Üzücü olan merakla beklediğim Almodovar'ın yeni filmi Los amantes pasajeros'a bilet bulamamak oldu, o kadar ki açılan ek seans başka filmim ile çakıştı :/ En azından beklediğim başka filmlere yer bulabildim. İşte programım:

Promised Land
No One Lives
The Place Beyond The Pines
The Perks of Being a Wallflower
Searching For Sugar Man
I Give it A Year
Dan Skaldede Frisør (Love is All you Need)

Programıma belki Before Midnight'ı da ekleyebilirim, izlemek istesem de, programı abartınca bir kısmına gidemediğim gerçeği ile geçtiğimiz yıllarda yüzleştim (2 haftada 15 filme gidemiyorum, kesin bir şeyler çıkıyor) bu yüzden biraz daha temkinliyim her ne kadar bütün filmlere gitmek gibi bir istek bunu bozmaya çalışsa da bir yandan.

En kötü kısmı ise şu önümüzdeki 2 hafta, biletleri alırken o kadar festival ruhuna bürünüyorum ki, beklemek zor geliyor :) Herkese şimdiden güzel festivaller o zaman! 

Perşembe, Kasım 10, 2011

Film Günlüğü: Crazy, Stupid, Love

Crazy, Stupid, Love (2011)
Yönetmen: Glenn FicarraJohn Requa
Senaryo: Dan Fogelman
Oyuncular: Steve CarellRyan Gosling, Julianne MooreEmma Stone


Başlamışken son zamanlarda izlediğim neredeyse tüm filmlerin paylaşmaya değer olduğunu gördüm, kendimi durdurmamaya karar verdim :) 


Bu film için baştan kabul edelim, gerçekten hem komik, samimi, romantik hem de şaşırtıcı olmayı başaran bir filmle karşı karşıyayız. 


Nedir bu filmi çekici kılan? Steve Carell değil kesinlikle, çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Gerçi The Office izlemedim pek, ancak sebepsiz bir antipatiye sahibim kendisine karşı, bu filmle biraz kırılmış olsa da. Çekici kılan bence hikayenin orijinalliğinden ziyade samimiliği. Cal'ın tepkileri çok abartılı değildi, neredeyse her ayrıntı doğaldı. Jacob ile olan arkadaşlığını en başta manasız buluyor insan (neden yardım ediyor ki?) ancak sonrasında genel olarak belli oluyor. Böyle filmlerde en büyük handikap karakterleri yeterince derinleştirememesi oluyor bence ancak bu handikapı çok güzel aşıyor film. Bir tek Julianne Moore'ın karakteri Emily'de böyle bir sıkıntı var, onun neden bu hareketleri yaptığını tam çözemiyoruz. Daha iyi inceleseydi onun bunalımını belki daha içselleştirebilirdik bu ilişkiyi. Ancak ilerleyen safhalarda Jacob'ın karakterinin ayrıntıları filmin yapbozlarını tamamlıyor. Marisa Tomei'nin karakteri biraz abartılı ancak yakışmış. Emma Stone'a bayıldım burada, mimikleri, tepkilerinin kendisine çok yakışmasıyla. Bu filmin hemen ardından Easy A'i izledim hatta, onu da paylaşacağım. Ryan Gosling'e laf yok, Drive ve Ides of March'ı izledikten sonra yılın oyuncusu ilan edeceğim sanırım kendisini, böyle ilgi çekici 3 filmle altın yılını yaşıyor olabilir.


Filmin çok bilmiş küçüğü görevini alan Jonah Bobo bence başarılıca iş çıkarmış, çok inanılmaz diyemeyeceğim daha iyi olabilirdi bir çok kısımda ancak bazı tepkileri güzeldi, özellikle aşka olan inancını kaybedip küsmesi döneminde. Bu görev olmadan nedense büyükler belli şeylerin farkına varamıyor filmlerde. Yeni ergen ve kendisinden büyük birine aşık olma sendromuna sahip bakıcımız Analeigh Tipton ise bekleneni vermiş doğal bir şekilde.


Yönetmeni tanımıyordum ancak baktığımda merak ettiğim filmlerden biri olan I Love You Phillip Morris'i de aynı ikilinin yönettiğini fark ettim. İlgi çekici, takip edilesi.


Filmin sonunun mutsuz olmasını beklemedim açıkçası ve şaşırtmadı ancak filmin en büyük sürprizi ile ilgili gerçekten ipucu vermiyor ve bu şaşırma çok daha keyifli kılıyor hikayeyi. Replikler de türünün örneklerine göre oldukça başarılı. 


Tabii ki bir kült film değil, ne olursa olsun bir Love Actually değil ancak romantik komedi modundaysanız ilk seçiminiz olabilir, keyifle izlenir. Hatta ilginç olarak akılda kalır, bittiğinde kaliteli bir film izlediniz tadı bırakır, güzel hatırlanır, böyle insanlara anlatılıp önerilir :)


Buyrun bu filmi beklememe neden olmuş fragmanı da aşağıda izleyelim;


Evet, yine sözün özü şu ki, beğendim kendisini :) Dondurma filmi tam böyle koca bi kase alınıp filmin karşısına geçilesi olanından.


Helin'in Puanı: 8.8 
IMDb Puanı: 7.6 (Romantik komedinin böyle bir puan almasından anlaşılmalı zaten)

Bir de bunlar var;

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...