Emma Stone etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emma Stone etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Mart 19, 2013

Film Günlüğü: Easy A

Easy A (2010)
Yönetmen: Will Gluck
Senaryo: Bert V. Royal
Oyuncular: Emma StoneAmanda BynesPenn Badgley


Gençlik filmleri sayısı bol, kalitesi düşük bir film kategorisi olarak hayatımızda. O kadar kötüleri çekilebiliyor ki sadece benzer yaştaki kişilerin ilgisini çekmek ve sevdiği oyuncuları izletmek için, genel olarak türün küçümsenmesine neden oluyor. Tabii ki tüm filmler müthiş kurgulara, inanılmaz repliklere sahip olamaz, bazılarının asıl amacı güzel vakit geçirmek ve eğlenmek ama, bunun için de kötü espirilere ve basit oyunculuklar ile, kötü senaryolar şart değil aslında. Benim de bu nedenle gençlik komedilerine karşı giderek artan bir önyargım yok değil (Türk olanları hiç katmıyorum bu hesaba, çünkü o zaman baya çöpe atmamız gerekir tüm türü), ancak güzel olanlarını bulma çabam devam ediyor.

Easy A bu nedenle çok net bir şekilde sıyrılıyor. Hem Emma Stone'un keyifli oyunculuğu sayesinde vasatlıktan kurtulurken, tür için pek de olağan olmayan senaryosu ile eğlenceli olmaya çalışmıyor, eğlenceli olmayı başarıyor. Romantik komedilerde genelde ayarlanması zor olan duygusallık ve komedi unsurlarını Will Gluck gayet güzel ayarlıyor. Açıkçası kendi türünde gayet eğlenceli bulduğum bir diğer filmi olan Friends With Benefits'i de düşündüğümde, dozu iyi tutturduğunu söyleyebilirim. Filmin en keyifli karakterleri ise kesinlikle Olive'in ailesini oynayan Stanley Tucci ve Patricia Clarkson :)

Ben izlerken çok eğlenmiştim, aynı zamanda Emma Stone ile tanışmamı sağlayan filmdi kendisi. Beklentileri düşük, mısır tabaklarını büyük tutalım.

IMDb Puanı: 7.1
Helin'in Puanı: 7.7 (Chick movie, yapacak bir şey yok)

Fragmanı ile baş başa bırakıp kaçıyorum;


Pazartesi, Mayıs 07, 2012

Film Günlüğü: The Help


The Help (2011)
Yönetmen: Tate Taylor
Oyuncular:  Emma StoneViola DavisOctavia SpencerBryce Dallas Howard, Jessica Chastain

Geçtiğimiz yılın filmleri arasında en keyifle izlediğim ve önerdiğim film oldu The Help. Belki beklentisizce izlemem, belki güçlü kadın karakterlerin hikayeyi bu kadar zengin hale getirişi, belki hikayenin etkisi, belki hem şaşırtan hem de sinir bozan detaylar, nedeninden emin değilim. Geçenlerde anneme izleteceğim diye açınca, kalkamadım başından ve tekrar izledim, yazmam gerekliymiş anladım.

Hikayemiz Mississippi'de küçük bir kasabada yaşayan ama büyük bir yazar olmak isteyen kızımız Skeeter'ın zenci hizmetlilerin hikayesini dinleme çabası ile başlıyor. Bu hikayeyi yazmaya çalışırken ise hizmetçilerin dünyasını, büyüttükleri çocukları ve annelerini, onların dünyasını görebiliyoruz.

Filmin en harika olan kısmı, hikayeyi sürekli Skeeter'ın çevresinde tutmaması ve muhteşem yan karakterlerin (ki aslında baktığınızda ana karakter olabilecek güçteler filmde) filmi bir üst seviyeye taşıyor olması. Aldığı En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar ödülünü bence sonuna kadar hak eden Octavia Spencer, filmin şüphesiz yıldızı. Sırf toplumda saygı kazamayı başarmış birinin onu sevmemesi yüzünden manasızca dışlanan Celia Foote karakterine de bayıldım, hikayeyi filmdeki diğer beyaz kadınların tüm manasız hareketlerini anlayamayan başka bir beyazın gözünden vermesi açısından güzel olmuş.The Village'dan hatırlayabileceğiniz ve yakın zamanda 50/50'de de oynayan Bryce Dallas Howard'a anlayışsız, kendini beğenmiş rolü gayet yakışmış. Katı ve anlayışsız dünyasının sarsılmasını ve sonrasında yaşadığı buhranı iyi vermiş bence ve filmde adı geçmesi gereken oyunculardan biri.

Emma Stone'un dadısı olan Constantine hikayesi, toplum baskısı ve yönünün nelere sebep olduğunu göstermesi açısından en etkilisi sanırım aynı zamanda filmin en dokunaklı hikayesi. Filmdeki başka bir detay ise, toplumun ne düşündüğünü sürekli düşünen kadınların bir türlü kendi kızlarını düşünemiyor oluşu. Tamamen dadılara bıraktıkları çocukların sevildiğini hissetmemesi, onları oldukları gibi seven dadılarını anne gibi görmeleri, annesi tarafından sevilmeyen bir çocuğun hisleri çok güzel bezemiş hikayeyi.

Güldürüyor, ağlatıyor, düşündürüyor. Bence üçünü birden iyi yapabilen filmlerin hakkını vermek gerekli bu nedenle kaçırılmamalı. Hem keyifle vakit geçireceğiniz kadar hafif hem de sonrasında etkisini bir süre üzerinde hissedeceğiniz kadar ağır bir film. Buyrun fragman ile başbaşa bırakıyorum sizleri;


Perşembe, Kasım 10, 2011

Film Günlüğü: Crazy, Stupid, Love

Crazy, Stupid, Love (2011)
Yönetmen: Glenn FicarraJohn Requa
Senaryo: Dan Fogelman
Oyuncular: Steve CarellRyan Gosling, Julianne MooreEmma Stone


Başlamışken son zamanlarda izlediğim neredeyse tüm filmlerin paylaşmaya değer olduğunu gördüm, kendimi durdurmamaya karar verdim :) 


Bu film için baştan kabul edelim, gerçekten hem komik, samimi, romantik hem de şaşırtıcı olmayı başaran bir filmle karşı karşıyayız. 


Nedir bu filmi çekici kılan? Steve Carell değil kesinlikle, çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Gerçi The Office izlemedim pek, ancak sebepsiz bir antipatiye sahibim kendisine karşı, bu filmle biraz kırılmış olsa da. Çekici kılan bence hikayenin orijinalliğinden ziyade samimiliği. Cal'ın tepkileri çok abartılı değildi, neredeyse her ayrıntı doğaldı. Jacob ile olan arkadaşlığını en başta manasız buluyor insan (neden yardım ediyor ki?) ancak sonrasında genel olarak belli oluyor. Böyle filmlerde en büyük handikap karakterleri yeterince derinleştirememesi oluyor bence ancak bu handikapı çok güzel aşıyor film. Bir tek Julianne Moore'ın karakteri Emily'de böyle bir sıkıntı var, onun neden bu hareketleri yaptığını tam çözemiyoruz. Daha iyi inceleseydi onun bunalımını belki daha içselleştirebilirdik bu ilişkiyi. Ancak ilerleyen safhalarda Jacob'ın karakterinin ayrıntıları filmin yapbozlarını tamamlıyor. Marisa Tomei'nin karakteri biraz abartılı ancak yakışmış. Emma Stone'a bayıldım burada, mimikleri, tepkilerinin kendisine çok yakışmasıyla. Bu filmin hemen ardından Easy A'i izledim hatta, onu da paylaşacağım. Ryan Gosling'e laf yok, Drive ve Ides of March'ı izledikten sonra yılın oyuncusu ilan edeceğim sanırım kendisini, böyle ilgi çekici 3 filmle altın yılını yaşıyor olabilir.


Filmin çok bilmiş küçüğü görevini alan Jonah Bobo bence başarılıca iş çıkarmış, çok inanılmaz diyemeyeceğim daha iyi olabilirdi bir çok kısımda ancak bazı tepkileri güzeldi, özellikle aşka olan inancını kaybedip küsmesi döneminde. Bu görev olmadan nedense büyükler belli şeylerin farkına varamıyor filmlerde. Yeni ergen ve kendisinden büyük birine aşık olma sendromuna sahip bakıcımız Analeigh Tipton ise bekleneni vermiş doğal bir şekilde.


Yönetmeni tanımıyordum ancak baktığımda merak ettiğim filmlerden biri olan I Love You Phillip Morris'i de aynı ikilinin yönettiğini fark ettim. İlgi çekici, takip edilesi.


Filmin sonunun mutsuz olmasını beklemedim açıkçası ve şaşırtmadı ancak filmin en büyük sürprizi ile ilgili gerçekten ipucu vermiyor ve bu şaşırma çok daha keyifli kılıyor hikayeyi. Replikler de türünün örneklerine göre oldukça başarılı. 


Tabii ki bir kült film değil, ne olursa olsun bir Love Actually değil ancak romantik komedi modundaysanız ilk seçiminiz olabilir, keyifle izlenir. Hatta ilginç olarak akılda kalır, bittiğinde kaliteli bir film izlediniz tadı bırakır, güzel hatırlanır, böyle insanlara anlatılıp önerilir :)


Buyrun bu filmi beklememe neden olmuş fragmanı da aşağıda izleyelim;


Evet, yine sözün özü şu ki, beğendim kendisini :) Dondurma filmi tam böyle koca bi kase alınıp filmin karşısına geçilesi olanından.


Helin'in Puanı: 8.8 
IMDb Puanı: 7.6 (Romantik komedinin böyle bir puan almasından anlaşılmalı zaten)

Bir de bunlar var;

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...