The Help (2011)
Yönetmen: Tate Taylor
Oyuncular: Emma Stone, Viola Davis, Octavia Spencer, Bryce Dallas Howard, Jessica Chastain
Geçtiğimiz yılın filmleri arasında en keyifle izlediğim ve önerdiğim film oldu The Help. Belki beklentisizce izlemem, belki güçlü kadın karakterlerin hikayeyi bu kadar zengin hale getirişi, belki hikayenin etkisi, belki hem şaşırtan hem de sinir bozan detaylar, nedeninden emin değilim. Geçenlerde anneme izleteceğim diye açınca, kalkamadım başından ve tekrar izledim, yazmam gerekliymiş anladım.
Hikayemiz Mississippi'de küçük bir kasabada yaşayan ama büyük bir yazar olmak isteyen kızımız Skeeter'ın zenci hizmetlilerin hikayesini dinleme çabası ile başlıyor. Bu hikayeyi yazmaya çalışırken ise hizmetçilerin dünyasını, büyüttükleri çocukları ve annelerini, onların dünyasını görebiliyoruz.
Filmin en harika olan kısmı, hikayeyi sürekli Skeeter'ın çevresinde tutmaması ve muhteşem yan karakterlerin (ki aslında baktığınızda ana karakter olabilecek güçteler filmde) filmi bir üst seviyeye taşıyor olması. Aldığı En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar ödülünü bence sonuna kadar hak eden Octavia Spencer, filmin şüphesiz yıldızı. Sırf toplumda saygı kazamayı başarmış birinin onu sevmemesi yüzünden manasızca dışlanan Celia Foote karakterine de bayıldım, hikayeyi filmdeki diğer beyaz kadınların tüm manasız hareketlerini anlayamayan başka bir beyazın gözünden vermesi açısından güzel olmuş.The Village'dan hatırlayabileceğiniz ve yakın zamanda 50/50'de de oynayan Bryce Dallas Howard'a anlayışsız, kendini beğenmiş rolü gayet yakışmış. Katı ve anlayışsız dünyasının sarsılmasını ve sonrasında yaşadığı buhranı iyi vermiş bence ve filmde adı geçmesi gereken oyunculardan biri.
Emma Stone'un dadısı olan Constantine hikayesi, toplum baskısı ve yönünün nelere sebep olduğunu göstermesi açısından en etkilisi sanırım aynı zamanda filmin en dokunaklı hikayesi. Filmdeki başka bir detay ise, toplumun ne düşündüğünü sürekli düşünen kadınların bir türlü kendi kızlarını düşünemiyor oluşu. Tamamen dadılara bıraktıkları çocukların sevildiğini hissetmemesi, onları oldukları gibi seven dadılarını anne gibi görmeleri, annesi tarafından sevilmeyen bir çocuğun hisleri çok güzel bezemiş hikayeyi.
Güldürüyor, ağlatıyor, düşündürüyor. Bence üçünü birden iyi yapabilen filmlerin hakkını vermek gerekli bu nedenle kaçırılmamalı. Hem keyifle vakit geçireceğiniz kadar hafif hem de sonrasında etkisini bir süre üzerinde hissedeceğiniz kadar ağır bir film. Buyrun fragman ile başbaşa bırakıyorum sizleri;
Geçtiğimiz yılın filmleri arasında en keyifle izlediğim ve önerdiğim film oldu The Help. Belki beklentisizce izlemem, belki güçlü kadın karakterlerin hikayeyi bu kadar zengin hale getirişi, belki hikayenin etkisi, belki hem şaşırtan hem de sinir bozan detaylar, nedeninden emin değilim. Geçenlerde anneme izleteceğim diye açınca, kalkamadım başından ve tekrar izledim, yazmam gerekliymiş anladım.
Hikayemiz Mississippi'de küçük bir kasabada yaşayan ama büyük bir yazar olmak isteyen kızımız Skeeter'ın zenci hizmetlilerin hikayesini dinleme çabası ile başlıyor. Bu hikayeyi yazmaya çalışırken ise hizmetçilerin dünyasını, büyüttükleri çocukları ve annelerini, onların dünyasını görebiliyoruz.
Filmin en harika olan kısmı, hikayeyi sürekli Skeeter'ın çevresinde tutmaması ve muhteşem yan karakterlerin (ki aslında baktığınızda ana karakter olabilecek güçteler filmde) filmi bir üst seviyeye taşıyor olması. Aldığı En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar ödülünü bence sonuna kadar hak eden Octavia Spencer, filmin şüphesiz yıldızı. Sırf toplumda saygı kazamayı başarmış birinin onu sevmemesi yüzünden manasızca dışlanan Celia Foote karakterine de bayıldım, hikayeyi filmdeki diğer beyaz kadınların tüm manasız hareketlerini anlayamayan başka bir beyazın gözünden vermesi açısından güzel olmuş.The Village'dan hatırlayabileceğiniz ve yakın zamanda 50/50'de de oynayan Bryce Dallas Howard'a anlayışsız, kendini beğenmiş rolü gayet yakışmış. Katı ve anlayışsız dünyasının sarsılmasını ve sonrasında yaşadığı buhranı iyi vermiş bence ve filmde adı geçmesi gereken oyunculardan biri.
Emma Stone'un dadısı olan Constantine hikayesi, toplum baskısı ve yönünün nelere sebep olduğunu göstermesi açısından en etkilisi sanırım aynı zamanda filmin en dokunaklı hikayesi. Filmdeki başka bir detay ise, toplumun ne düşündüğünü sürekli düşünen kadınların bir türlü kendi kızlarını düşünemiyor oluşu. Tamamen dadılara bıraktıkları çocukların sevildiğini hissetmemesi, onları oldukları gibi seven dadılarını anne gibi görmeleri, annesi tarafından sevilmeyen bir çocuğun hisleri çok güzel bezemiş hikayeyi.
Güldürüyor, ağlatıyor, düşündürüyor. Bence üçünü birden iyi yapabilen filmlerin hakkını vermek gerekli bu nedenle kaçırılmamalı. Hem keyifle vakit geçireceğiniz kadar hafif hem de sonrasında etkisini bir süre üzerinde hissedeceğiniz kadar ağır bir film. Buyrun fragman ile başbaşa bırakıyorum sizleri;

ellerinize sağlık, film değerlendirmeniz gayet iyi olmuş bence , the Help bu sene Drive, A seperation ve Intouchables ile birlikte en çok beğendiğim filmlerdedi. Ayrıca the help teması bakımından benzerlik kurduğum ~Geçmişin Gölgesinde~ adlı unutulmaz filmin Gölgesinde kalmadığını göstermiş herşeyi ile (onu kadar ağır bi dram içermese de) .. kısacası Film genelinde gözleri ıslatan bazen de güldüren, kalplre buruk acı veren bi dramı anlatan, dopdolu ve etkileyici bi filmdi
YanıtlaSilÇok teşekkürler, benim de geçen yılın filmleri arasında en fazla etkilendiğim filmlerden oldu The Help. Dolu dolu, sayfalarca yazılası bir film olması, işimi kolaylaştırdı :) Geçmişin Gölgesinde'yi izlememiştim, izleme listeme aldım sayenizde :)
YanıtlaSil