Lars Von Trier etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lars Von Trier etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Temmuz 11, 2013

Siyad '12 Seçkisi @Beyoğlu Sineması

Uzun zamandır ortalarda yokum, biliyorum. Ülkenin gündemi nedeniyle nerelerde olduğumu tahmin etmeniz çok zor değil. Burayı ihmal etmeyi hiç ama hiç istemesem de, açıkçası son 2 aydır doğru düzgün film izleyemediğimi, uyku dışında 2 saat boyunca dünyadan kopamadığımı söylemek üzücü. Gezi parkı ve onun temsil ettiği şeyleri daha fazla günlük hayatımıza taşımakta olduğumuz bu süreçte, ben de film izlemeye başladım tekrardan. 

Gelelim konumuza. Bu zamanlarda sinema ile ilgili güzel bir etkinlik var, o da Beyoğlu Sineması'nın Siyad'ın 2012 seçkisini yayınlıyor olması. Beyoğlu Sineması'nın yeri, yıl içerisinde vizyona giremeyen değerli filmleri yayınlaması nedeniyle benim için de bambaşka. Kimi zaman sadece desteklemek için dahi, Beyoğlu Sinema'sında gitmeye çalışıyorum filmlere, yeri nedeniyle avantajlı konumda da benim için.

Her gördüğümde "Off, bunu izleyememiştim yaşasın!" "Bence ben bunu bi daha izlerim sinemada" tepkileriyle karşılıyorum listeyi, bu sene de öyle oldu. 

The Master, bir türlü gidemediğim, ama bağzı arkadaşların - Film Doktoru blogu ile biliyor olabilirsiniz kendisini - çok beğenmesi ve listelerde tepelere koyması nedeniyle izleyemediğime üzüldüğüm bir filmdi, buna kesin gidiyorum bu nedenle. Yine izleyemediklerimden Moonrise Kingdom, We Need To Talk About Kevin ve Anna Karenina gitmek istediklerim. Eğer yaşam enerjim yeterse, Lars von trier'in muhteşem görselliğe sahip depresyon filmi Melancholia'yı da tekrar izleyebilirim ama önceki seferi zor kaldırmıştım, bakalım :)

İzlemeyenlerin Haneke'nin Amour'unu mutlaka bu defa yakalamasını öneririm. Çok etkileyici bir hikaye, durağan ama vurucu. Daha hızlı bir şeyler isterseniz Driver'ı sinemada yakalamanızı öneririm. Tinker Tailor Soldier Spy, Shame yine izlenmesi gereken farklı tarzlardaki filmlerden.

Biraz sinema detoksu sonrasında böyle güzel bir bombardıman ile sahalara dönmek güzel!
Listeye buradan ulaşabilirsiniz.

Pazartesi, Ağustos 27, 2012

Film Günlüğü: Breaking The Waves

Breaking The Waves (1996)
#910
Yönetmen: Lars Von Trier
Oyuncular: Emily Watson, Katrin Cartlidge, Stellan Skarsgård

Lars Von Trier'in sinemasına her izlediğim filmde daha çok hayran oluyorum. Henüz izlemediğim çok filmi var sırada, ama kesinlikle en sevdiğim yönetmenler listesinde üst sıralara oynuyor her yeni film ile birlikte.

Breaking The Waves bir aşk filmi. Öylesine aşk filmi ki, bu aşkın saflığına inanası gelmiyor insanın. Buradan öyle kolay izlenecek popcorn filmi olduğu da sanılmasın, izlerken insanı oldukça sarsan, bir çok konu hakkında (din, toplum baskısı, cinsellik) tekrar tekrar düşündüren bir film.

Filmin çekimleri bir el kamerası ile gerçekleştirmesine rağmen, filmin güzelliğinde en ufak bir gölge yok. Gerçek bir hikaye anlatımı ile karşı karşıyayız. Duyguların en güzel, en derin halde anlatılabilmesi için çılgın bütçelere ve tekniklere ihtiyaç olmadığının en güzel kanıtı olabilir Dalgaları Aşmak. Doğallık etkileyiciliğini azaltmak yerine arttırmış.

Konusu ise şöyle; Bess kapalı bir toplumda minik bir kasabada yetişmiş, yarı akıllı kabul edilen bir kadın. Bir gün dışarıdan birine aşık oluyor ve izin alarak çook sevgili Jan'ı ile evleniyor. Ancak Jan uzakta bir petrol tesisinde çalışıyor, hem de denizin ortasında. Bess sürekli eve dönmesi için dua ederken, Jan bir kaza sonucu eve dönüyor, ama yatalak olarak. Bundan sonrası Jan'ın Bess'i kendisine olan aşkından serbest kılabilmek yaptığı akıl almaz oyunlar/istekler ile Bess'in suçlulukla birlikte daha da akıl almaz hale gelen aşkı ile ilerliyor. Bess karakterine can veren Emily Watson o kadar muhteşem bir oyunculuk sergiliyor ki, içinize işliyor. Tüm yan karakterler de üzerlerine düşenden çok fazlasını ortaya koyuyor, özellikle de Dodo rolündeki Katrin Cartlidge, ancak Bess o kadar göz alıcı ki, onları bile sönük bırakıyor. Bess'e hayattaki yeteneğinin ne olduğu sorulduğunda verdiği cevap; inanabilirim. Tüm karakteri özetlemeye yetiyor.

Filmin soundtrack'i ise o kadar güzeldi ki, elim sürekli telefona gitti, şarkıların ne olduğunu anlamak için. Her biri yerine cuk diye oturan bölüm geçiş şarkılarını indirip defalarca dinleyebilirsiniz. Hikaye anlatımının önemli noktalarından da biri, filmi kitap gibi bölerek anlatmış olması Trier'in. Biraz ders havası var, anlatım konusunda.

Yazdıkça yazabilirim film hakkında ama çok baymayayım ki, filmi izlemekten vazgeçmesin bunu okuyanlar. Çok etkileyici bir film, tavsiye edilir!

Aşağıda filmin fragmanı yerine tüm bölüm başında çalan şarkıların yer aldığı bir video paylaşasım geldi, bunu filmin sonrasında tekrar dinleyenler tadından yenmez bulacak!


IMDb Puanı: 7.8
Helin'in Puanı: 8.9 (Biraz torpil geçmiş olabilirim, hakkım saklıdır!)

Bir de bunlar var;

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...